gencturk Site Admin

Kayıt: 27.11.2007 Mesajlar: 302 Şehir: Çanakkale-TURKEY
|
Tarih: Çar Mar 12, 2008 8:13 pm Mesaj konusu: KADIN HAKLARI MI DEDİNİZ? |
|
|
8 mart dünya kadınlar günü, çeşitli etkinliklerle kutlandı. Öncelikle bu günün tarihçesi hakkında derlenen bilgileri aktarmaya çalışalım;
“Tarihçe; 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kabul etti. Sendikalar yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü olarak dile getirdi.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.”(VİKİPEDİ ANSİKLOPODİ)
Şimdi de kadına verilen haklarla kadın hak ettiği noktaya eriştirilebildi mi? Ona bakalım;
“Hak denince akan sular durur” demiş atalarımız ama, dünyada en fazla ihlal de haklar konusundadır. Genel durum; “hak; haklının değil, güçlünün olmuştur”.
Hak kavramının aslından sapmasının altında yatan sebep kişilerin nefsî ihtiraslarıdır. İlk ihlal, Hazreti Adem’in oğulları arasında başlar ve temelinde “nefis” vardır. Çünkü hak denince nefsi ihtiras sahibi kendinden başka hak ve haklılık tanımaz. Sonra kendi gibi nefsini ön plana çıkarmış kişilerle birlikte bir grup oluşturup, hak aramakla başlayan faaliyet, başkalarının haklarını çiğnemeye dönüşür. Böylece hak kavramı, haksızlıklara çanak tutan, yepyeni bir istismar kapısını da aralamış olur. Bu durum sadece kadın haklarında değil bütün haklarda böyledir.
Bütün insan hakları ihlalleri ve işgallerin temelinde de sözüm ona “hak arayışları” vardır..!
8 Mart 2008 Dünya Kadın Hakları kutlamaları, yapılan etkinlik ve söylemleri genel kadın haklarını korumak adına değil de, kendi siyasi hareketlerine zemin oluşturmaktan öte gitmemiştir.
Çünkü hak meselesi gerçek mecrasına oturmamıştır. Hak kavramı, yaratılan her mahlûku kapsar. Yüce Yaratan, yarattığı her mahlûk için başkalarının haklarını çiğnememek kaydıyla ona bazı haklar vermiştir. Şu asla unutulmamalıdır ki; “haklar sonsuz değildir.” Her hakkın bir sınırı olmazsa haklar birbirinin sınırını ihlal eder ki; hak kavramı ortadan kalkar.
Gerek ilahi hukukta, gerek beşeri hukukta; herkese gerekli haklar verilmiştir. Mesele hakların kullanılmasındaki nefsî davranış meselesidir. Hak-hukuk, tanımazlıktır. Bilgisizliktir…
HAKK’LA OLUN, HAKLI İLE OLUN, HAKLI OLUN
Yukarıda kadın hakları hakkında birkaç satır yazmaya çalıştım. Hak kavramının istismara açık olduğu hakkında bazı ifadeler kullandık. Bu ifadelerle haktan vaz geçmeyi değil, hak meselesinin gerçek mecrasına oturtulmasını murat ettik. Hak denince Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Makalat” adlı eserindeki “Gençlere Hitabe”sinde kullandığı; “Hakkınız olmayan hiçbir şeyi istemeyin. Hakkınız olan her şeye de sahip çıkın. Hakkınızı aramaz, ona sahip çıkmazsanız, hakkınıza karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz” ifadeleri, anlatmak istediğimizi en güzel manada anlatmaktadır.
Son asrın en büyük fitnesi, Deccal fitnesi olduğu ve Deccal’in de en büyük özelliği; suret-i haktan görünerek insanları aldatmak olduğu için “hak” gibi çok önemli bir kavram da Deccal fitnesine kurban gitmiştir. Çok kıymetli Mehmet Emin Koç beyin Deccal hakkında yaptığı şu tespit gayet aydınlatıcı mahiyettedir: “Deccal kelime olarak cilalayıcı demektir. (Yani allayıp pullayıp gerçek görüntüsünden uzaklaştırarak kandırmak)”. Deccal cilalayıcı demek olduğuna, en önemli özelliğinin de sureti haktan görünmek olduğuna göre; en büyük haksızlıkların ve yanlışlıkların doğruluk ve haklılık görüntüsü altında sahneleneceği anlaşılmaktadır.
Dünyada cereyan eden en büyük zulüm ve işgallerin altında “hak” kavramı yattığını hemen herkes bilmektedir. ABD Irak’a ve Afganistan’a insan hakları ve demokrasi adı altında gelerek her türlü haksızlığı işlemektedir. İsrail’in Filistin vahşeti bile hak kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır. Haktan bahseden batılı ülkelerin yaptıkları her şey haksızlıktır ve meydandadır.
AB ve ABD dayatmalarının arkasında demokrasi ve insan hakları aldatmacası vardır.
Ülkemizi bölünme noktasına getirirken alınan bütün kararların arkasında “hak” aldatmacaları vardır.
Yabancılara toprak satışından, yabancı vakıflara verilen geniş imtiyazlara varıncaya kadar yapılan uygulamalar “hak” kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır.
Dağdakinden düz ovadakine, sokaktakinden meclistekine varıncaya kadar yüce Türk Devletine yapılan başkaldırılar bile “hak” kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır.
Çıkarılan kanunlar ve yapılan uygulamalarla ilerde yabancıların toprak ve tazminat talepleri bile “hak” kavramı arkasına sığınılarak yapılacaktır. Bu, asla unutulmamalıdır..!
“Hak”, kavram olarak haklılık gerekçesini ortaya koyar. Hakkın sahibine verilmesi için neyin hak, neyin haksızlık olduğunun da gerçek ölçülere dayandırılması gerekmektedir. Eğer kanunları haksızlık üzerine bina eder de hakkı o çerçevede anlamaya çalışırsanız hakka karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz. Hak ölçüsü şahıslara göre değil, hakka göre olmalıdır. Yazımızı Sayın Baş’ın gençler hitabesini bitirirken yaptığı çağrıyla bitirelim; “Hakk’a koşun, Hakk’la olun, haklı ile olun, haklı olun, hepiniz Hakk’a emanet olun”.
Uğur Kepekçi..GENÇTÜRK.. _________________ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!.. |
|